Müteselsil Kefaletin Uygulama Alanı

1379
0
Paylaş:

 Müteselsil Kefaletin Uygulama Alanı

TTK madde 7 hükmü bir ticari işlem dolayısı ile ortaya çıkan borçlu sayısı birden fazla ise; karine olarak müteselsil sorumluluğu ön görmektedir. Bu hüküm niteliği itibariyle TBK madde 162’e istisna teşkil etmektedir. Zira söz konusu madde gereği kural adi sorumluluk yani borç oranında sorumluluktur. Bu anlamda TTK madde 7 ticari işlerde borçluların sorumluluk alanını genişleten nitelikte bir karinedir.

Öncelikle belirtmek gerekir ki; madde uygulamasını ticari işler için bulacaktır. Yani ya bir ticari işletmenin faaliyeti olacak, yahut ticari iş karinesinden faydalanılacaktır. Ayrıca burada söz konusu işlemin aynı anda yapılması halinde hükmün uygulanması mümkün olacaktır. Yoksa farklı zamanlarda aynı konuda aynı alacaklıya borçlanan iki kişi için TTK madde 7 hükmü uygulanamayacak bu durumda TBK madde 162 hükmü uygulama alanı bulacaktır. (Kanundan kaynaklanan istisnalar –poliçede hamile karşı sorumlulukta olduğu gibi- mevcuttur.)
TTK madde 7 ikinci fıkrası ise “Ticari borçlara kefalet hâlinde, hem asıl borçlu ile kefil, hem de kefiller arasındaki ilişkilerde de  birinci fıkra hükmü geçerli olur.” Hükmünü içermektedir. Bu hükmü biraz irdelemek gerekmektedir. Zira TBK madde 583 hükmü kefalet sözleşmelerini yazılı şekil şartı ve kefilin azami miktarı açıkça kabul şartına bağlanmıştır. Bu halde TTK madde 7 de belirtilen ispat karinesi nasıl uygulama alanı bulacaktır? Zira TTK madde 7’de birden fazla kişi için aralarından sadece birinin borç altına girmesini müteselsil sorumluluk için yeterli görürken ayrıca müteselsil sorumlu kişinin irade beyanının varlığını aramamaktadır. Benzeri bir husus TBK madde 603 “Kefaletin şekline kefil olma ehliyetine ve eşin rızasına ilişkin hükümler gerçek kişilerce kişisel güvence verilmesine ilişkin olarak başka ad altında yapılan diğer sözleşmeler hakkında da uygulanacaktır.” hükmü gereği garanti sözleşmeleri ve teminat amaçlı sözleşmeler de bu hükmün uygulama alanına girecektir.

Bu durumda TTK madde 7 için iki farklı görüşün söz konusu olması muhtemeldir. Yargıtay’ın benimsediği ilk görüşe göre TTK madde 7 pratiğe cevap niteliğinde uygulanması gereken bir hüküm olup, Alman Ticaret Kanunu ilgili hükmü de açıkça kefaletteki şekil şartına istisna getirildiğini belirtmiş olduğundan artık TBK değil TTK madde 7 esas alınacaktır. Pratiğe cevap vermesi anlamında bu görüş savunulmaktadır.

Diğer taraftan ikinci görüş TTK madde 7’nin şekle ilişkin bir kural olduğu ve esasa ilişkin TBK madde 583’de belirtilen kurucu unsurların gerçekleşmemesi halinde bunun müteselsil sorumluluk doğurmayacağı görüşündedir. Şekle ilişkin bu tür kurucu unsurlar kamu düzeninden olduğu için TTK uygulamasına gidilemeyecektir. Ayrıca kanun koyucu Alman hukukunda olduğu gibi istisnayı açıkça belirtmemiş ve şüphe bırakmıştır. Bundan dolayı Alman Hukukundaki uygulama dikkate alınarak yorum yapılması sakıncalıdır. Sonuçta özel-genel hüküm ilişkisi TTK madde 7 ile TBK 162 arasındadır. Yoksa TBK Madde 583 ve 603 hükümleri genel hüküm niteliğindedir.

Kanaatimizce; Yargıtay’ın görüşü yani birinci görüş daha isabetlidir. Zira uygulamada Ticaret hayatının gelişimi ve ticari işlerin hızlanması için ticari faaliyette bulunan alacaklıların kendilerini güven içinde hissetmeleri gerekmektedir. Ayrıca ticari ilişkilerde kanun tacirlerden bir basiret göstermelerini beklemekte ve bu durum doğrudan tacirlerin haklarını sıradan vatandaştan daha yüksek bir derecede muhafaza etmelerini gerektirmektedir. Bu anlamda TTK madde 7’nin uygulanması TBK 583’teki kamu düzeninin ve bireyin haklarının korunması amacına risk teşkil etmemekte, daha ziyade aktif bir hukuk politikası takip edilerek ticari ilişkilerin uluslararası düzeye ulaşması amaçlanmaktadır.

 

Paylaş:

Cevap bırakın